26 Ağustos, 9 Eylül, Lozan, Cumhuriyet ve Montrö Kültürpark’ın Kapıları, Modern Türkiye’nin varoluş adımları!
Yerel Haberci
Hava Durumu
Arşiv
Gazete Manşetleri
RSS Beslemeleri
Linkler
// echo $giris_bas;
AnaSayfam Yap
Sık Kullanlanlara Ekle
Bize Ulaşın
Ana Sayfa
Foto Galeri
Video Galeri
Linkler
GÜNDEM

26 Ağustos, 9 Eylül, Lozan, Cumhuriyet ve Montrö Kültürpark’ın Kapıları, Modern Türkiye’nin varoluş adımları!

Facebook'ta paylaş
21/03/2022 , 11:51:29

26 Ağustos, 9 Eylül, Lozan, Cumhuriyet ve Montrö

Kültürpark’ın Kapıları, Modern Türkiye’nin varoluş adımları!

 

26 Ağustos:    

     18 Mart 1915’te Çanakkale Deniz Zaferi ile başlayan ve ardından 21 Ağustos 1915’te Birinci ve İkinci Anafartalar muharebelerinde elde ettiği zaferlerle Mehmetçik tarihe not düşmüştü: Çanakkale geçilmez!

     Çanakkale Zaferi’nden geçen 3 yılın ardından Birinci Dünya Savaşı’nda Almanya ve Avusturya ile aynı safta mücadele eden Osmanlı Devleti, İngiltere, Fransa, İtalya ve Amerika’nın başını çektiği İtilaf Devletleri karşısında yenilgiye uğradı. 1915’te yüz binlerce insanın kanıyla müdafaa edilen Çanakkale, 7 Kasım 1918’de boğazdaki mayınları temizleme bahanesiyle İtilaf Devletleri tarafından işgal edildi, bu kez tek bir mermi dahi atılmadan! Mehmetçik’in ve vatansever Türk Halkının yaşadığı trajedi önce 13 Kasım 1918’de İngilizler tarafından İstanbul’un İşgali, 21 Ocak 1919’da yine İngilizler tarafından Maraş’ın işgali ve ardından 15 Mayıs 1919’da İzmir’in Yunanlılar tarafından işgali devam etti.

     19  Mayıs 1919’da Mustafa Kemal ve silah arkadaşlarının Samsun’a ayak basarak Anadolu’ya geçişi tarih sahnesinden silinerek bin yıl önce göç ettikleri topraklara geri püskürtülmesi düşünce stratejisiyle hareket eden İtilaf Devletlerine karşı topyekun mücadele başlatılmasının da kilometre taşını oluşturdu. 19 Mayıs 1919’da başlayan Türk Milleti’nin Kurtuluş Mücadelesi 3 yıllın sonunda Afyonkarahisar’da verilen emirle yeni bir sürecide ortaya koyuyordu. Bu emri veren; 1915’in Ağustos’unda Anafartalar’da Mehmetçik’e “Size savaşmayı değil, ölmeyi emrediyorum!” diyerek Çanakkale Zaferi’nin kazanılmasında eşsiz rolün sahibinden başka biri değildi! Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı ve Orduları’nın Başkumandanı Mustafa Kemal Kocatepe’den emrini tüm cephelere ulaştırmıştı. “Hattı müdafaa yoktur. Sathı müdafaa vardır. Bu satıh tüm vatandır. Ordular ilk hedefiniz Akdeniz’dir ileri!

     26 Ağustos (1922): Türk Milletinin kendi kurduğu ordularıyla Büyük Taarruz’u başlattığı ve 4 gün sonra zaferini ilan edeceği tarihin adıdır.

 

9 Eylül:

     15 Mayıs 1919’da Yunanlıların İzmir’i İşgalinin başladığı tarihtir. O gün, işgale karşı ayaklananların başında gelen Osman Nevres yani takma adıyla Gazeteci Hasan Tahsin ve onlarca İzmirli Yunan askerleri tarafından katledildi. Daha sonra cesetleri gözü dönmüş insanlıktan çıkan güruh tarafından linç edildi, sokaklarda sürüklendi. Şehitler kendi halkına teslim edilmeksizin, maşatlık olarak bilinen bölgede Yunan askerleri tarafından toplu mezara gömüldü. (Bugün onların anısı Konak Meydanı’nda bulunan Hasan Tahsin Anıtı sembol olarak yaşatılmaktadır.)   

     Yunan Ordusu İzmir’i işgal etmesinin ardından kısa bir süre sonra şehrin dış çeperleri ve nahiyelerinde de hakimiyeti elini geçirdi. Ardından Güney’de Aydın yönüne, Kuzey’de Bursa yönüne, Doğu’da Afyon, Uşak ve nihayetinde Ankara Polatlı yakınlarına kadar ilerlemesini sürdürdü. 6 Ocak 1921’de Eskişehir’in köylerinden İnönü’de başlattıkları saldırı, Mirliva (Tuğgeneral) İsmet Paşa’nın emrindeki Batı Cephesi Ordusu tarafından püskürtüldü. 30 Mart’ta bir kez daha saldıran Yunan ordusu bir kez daha bozguna uğratıldı. (İsmet Paşa Batı Cephesinde gösterdiği Birinci İnönü, İkinci İnönü muharebeleri anısına daha sonraki yıllarda Mustafa Kemal Atatürk’ün öneriyle İnönü soyadını alacaktır.)

     Eskişehir İnönü Meydan Muharebeleri sonrasında bozguna uğrayan Yunan Ordusu bu kez, General Anastasios Papulas’ın emri doğrultusunda Ankara’ya doğru bir harekat başlattı. Yunan Ordusu 23 Ağustos 1921’de bu kez Sakarya’da Türk Ordusu’na saldırdı ve bozguna uğrayarak geriye çekilmek zorunda kaldı. 10 Eylül’de Türk Ordusu bizzat Mustafa Kemal Paşa’nın yönetiminde karşı saldırı başlattı. 13 Eylül’de Sakarya Meydan Muharebesi’ni kazanan TBMM Ordusu Yunan Ordusu karşısında üstün başarı elde etti. Yunan Ordusu’nu işgal ettikleri tüm topraklardan atmak üzere Milli Mücadele’sinde yeni evreye giren Türk Ordusu için yaklaşık bir yıl devam edecek olan tahkimat ve Büyük Taarruz’a hazırlık süreci başladı. Nihayetinde Yunan Orduları’na karşı 26 Ağustos 1922’de başlatılan Büyük Taarruz ve Başkumandanlık Meydan Muharebesi 30 Ağustos günü TBMM Ordularının zaferi ile sonuçlandı. Mustafa Kemal’in emri doğrultusunda İzmir’e doğru ilerleyen Türk Ordusu 9 Eylül 1922 günü şehre girdi. 9 Eylül’de Yunan Orduları kendilerini bekleyen İzmir Körfezi’ndeki gemilere atmak için adeta denize dökülmüş ve canlarını kurtarmanın derdine düştü. Afyonkarahisar’dan itibaren çekilirken köyleri ateşe vererek başlayan çekilme sürecinden İzmir’de nasibini aldı. Yakarak, yıkarak şehri terk eden işgal ordusu geride günler sürecek yangınlar ve enkaz bıraktı.

     9 Eylül (1922) İzmir’in, üç yıl süren işgal yıllarının ardından Kurtuluşu’nun yanı sıra; Milli Mücadelenin kazanıldığı, İtilaf Devletleri tarafından işgale uğrayarak yıkılan Osmanlı Devleti’nin enkazından Mustafa Kemal ve silah arkadaşları tarafından yeni bir Türk Devleti’nin de kuruluşunun tarihidir.

 

Lozan:   

    TBMM Orduları, önce Anadolu’da daha sonra İzmir ve nihayetinde Marmara’da işgal kuvvetlerine karşı verdiği savaşta üstünlük sağladı. Savaş meydanlarından zaferle çıkan Kurtarıcı ve Kurucu İrade’nin önünde şimdi yeni bir mücadele süreci başladı. İlk olarak 11 Ekim 1922’de İtilaf Devletleri (İngiltere, Fransa ve İtalya) ile TBMM Ordularının sahibi TBMM Ankara Hükümeti arasında Mudanya Ateşkes Anlaşması imzalandı.

     İngiltere’nin önerisiyle savaşan tüm devletler taraflar ile Türkiye arasında bir barış antlaşmasının imzalanması konusunda mutabakata varıldı. İtilaf Devletleri 28 Ekim 1922’de Türk tarafını İsviçre’nin Lozan şehrinde yapılacak Barış Konferansı’na davet etti. Görüşmelerde Anadolu’daki işgal sonrası savaşı kaybeden ve geri çekilen ülkeler bütünü olduğunu göz ardı eden İtilaf Devletleri Lozan Barış Konferansı’na tam tersi bir tutum içerisindeydi. Savaş meydanlarında yenilen taraf olarak değil, galip gelen taraf olarak masaya oturuyor algısı yaratmak isteyen İtilaf Devletleri kendi güdümünde tuttukları ve işgale uğratarak yıktıkları Osmanlı Devleti’nin son hükümeti olan İstanbul Hükümeti’ni de görüşmelere davet etti. Sözde Serv Antlaşması Barış Anlaşması ile Osmanlı Devleti’ni parçalayan İtilaf Devletleri işgal ettikleri toprakları savunarak savaş meydanından zaferle çıkan TBMM Ankara Hükümeti’nin iradesini yok sayma gayreti içerisine girmişti. Bu duruma şiddetle itiraz eden TBMM 22 Kasım 1922’de Saltanatı kaldırarak, Hakimiyetinin Türk Milleti’nin iradesi sonucu TBMM ve Ankara Hükümeti olduğunu dünyaya ilan etti.

     Lozan Antlaşması görüşmeleri sırasında önce 30 Ocak 1923 tarihinde Yunanistan ile Türkiye arasında Nüfus Mübadelesi anlaşması imzalandı. Bu anlaşmaya göre Anadolu’da yaşayan 2 milyon civarında Rum vb. diğer gayrimüslim nüfus, Yunanistan ve çevresinde yaşayan 500 bine yaklaşan Türk nüfus mübadelesi ile zorunlu göçe tabi tutuldu. (1923-1927 yılları arasında Balkanlardan gelen Türklerin 31 bin 502 İzmir’e olmak üzere Türkiye’nin 60 şehri ve ilçesine yerleştirildiler.)

     İlk görüşmelerin taraflar arasında meydana gelen temel anlaşmazlıklar uzlaşmazlıkla sonuçlanmasını ardından kesintiye uğrayan Lozan Barış Konferansı görüşmeleri 23 Nisan’da yeniden başladı. 3 ay süren çetin müzakerelerin ardından uzlaşmaya varılarak 24 Temmuz 1923’te imzalanarak yürürlüğe girdi.

     Lozan Anlaşması; Ankara Heyetinin ısrarı sonucunda tarihinde ilk kez, Anadolu’da kurulan yeni devletin adının Türkiye olarak yer aldığı ilk anlaşma özelliğini taşımaktadır.

     İngiltere (Birleşik Krallık), Fransa, İtalya, Yunanistan, Romanya, Sırp Hırvat Sloven Krallığı ve Japonya Krallığı ile Türkiye Büyük Millet Meclisi Ankara Hükümeti arasında imzalanan Lozan Barış Anlaşması’nda Amerika’da (ABD) gözlemci sıfatı ile yer almıştır. Taraflar arasında imzalanan Lozan Barış Anlaşması daha sonra ilgili devletlerin parlamentolarında onaylanarak yürürlüğe girmiştir.

      Lozan (Anlaşması) İsviçre’nin bir şehri olmasından öte; Birinci Dünya Savaşı Sonrası (İngiltere, Fransa, İtalya ve ABD’nin başını çektiği) İtilaf Devletleri ile (Almanya, Avusturya Macaristan İmparatorluğu ve Osmanlı Devleti) İttifak Devletleri arasında imzalanmış bulunan sözde Serv Barış Anlaşması hükümlerinin Türk Milleti yararına ortadan kaldıran bir anlaşmadır.

     Lozan; Mustafa Kemal ve silah arkadaşlarının örgütlediği ve açtığı Türkiye Büyük Millet Meclisi ve bünyesinde Türk Milleti tarafından oluşturulan TBMM Ordularının savaş meydanlarında zaferle taçlandırdığı, tarihteki 16’ncı yeni Türk Devletinin kuruluşunu ortaya koyan, sınırlarını belirleyen çok önemli anlaşmanın adıdır.  

 

Cumhuriyet;

      Kurtuluşunu, kendi iradesiyle oluşturduğu TBMM üzerinden verdiği Bağımsızlık Mücadelesi ile sağlayan Türk Milleti yeni oluşturduğu 16’ıncı Türk Devleti’nin yönetim şekline de hakim oldu. 20.yy dünyasında halkın kendi kurduğu devletini kendisi yönetme azmini kurumsallaştırdı.

     Önceki yüz yıllara ait ve aileler arasında “Babadan Oğul”a geçen sisteme son veren Mustafa Kemal Atatürk ve silah arkadaşları, 23 Nisan 1920’den itibaren “Milletin kaderini, yine milletin iradesi tayin edecektir” anlayışını egemen kılmanın da mücadelesini de verdiler. Mustafa Kemal ve arkadaşları    16’ncı Türk Devleti’nin kuruluş yolunda topladıkları Türkiye Büyük Millet Meclisi’ni yaşama geçirdiler. TBMM’nde oluşturdukları Heyet-i Temsil’i ye, bir başka deyiş ile Meclis Hükümet Sistemi (Bakanlar Kurulu’yla)  Milli Kurtuluş Mücadelesi’ni yönettiler.

     19 Mayıs 1919’da Samsun’a ayak basılmasından itibaren yayınladıkları Amasya Taninin (Bildirisi) topladıkları Erzurum ve Sivas Kongrelerinde Cumhuriyet rejiminin amaçlandığı ortaya koyuluyordu. Nihayetinde Türkiye’nin yönetim şeklinin cumhuriyet olduğu TBMM’de kabul edildi. 29 Ekim 1923 günü Türkiye Cumhuriyeti tüm dünyaya ilan edildi. Türkiye Cumhuriyeti’nin Kurucusu ve ilk Cumhurbaşkanı Mustafa Kemal Atatürk oldu.

     Cumhuriyet; 1923 yılında 100’ncü yılını geride bırakacak olan Türkiye Cumhuriyeti Devleti, Türk Milletiyle birlikte ilelebet yaşayacak, demokrasi ile taçlandırılmış güçlü halk rejiminin adıdır.

 

Montrö;

    28 Temmuz 1914’te çıkan ve başlama süreci Almanya ile İngiltere arasında ortaya çıkan paylaşım mücadelesi bir yıl geçmeden Avrupa sınırlarını açarak dünya savaşına dönüştü. Tüm Avrupa devletleri savaşın tarafı olurken Doğu’da Çarlık Rusya’sı ve Uzakdoğu’da Japonya’da savaşan cephelere dahil oldu. Almanya, başlangıçta İngiltere ile iyi ilişkiler içerisinde bulunan Osmanlı Devleti’ni yanına çekme çabası kısa sürede sonuç vermedi. Bunun üzerine İstanbul Hükümeti üzerinde etkili Almanya taraftarı kuvvet komutanlarıyla Osmanlı Sarayı’nı etki altına almaya çalışan Almanlar bunda başarılı oldular. ileri Osmanlı Devleti’nin bandrası ile Çanakkale Boğazı’nı ve İstanbul Boğazı’nı kendi gemileriyle geçen Almanya’ya Karadeniz’den Rus Limanlarını bombaladı. Almanya’nın komplosu sonrası Osmanlı Devleti’de kendini Birinci Dünya Savaşı’nın ortasında bularak İtilaf Devletleri arasındaki yerini aldı. Osmanlı’nın açtığı yeni cephe diğer cephelerde Almanya’nın elini güçlendirirken, İttifak Devletleri’nin başını çeken İngiltere, Fransa ve İtalya’nın var olan düşmanlığını daha da artmasına yol açtı.

     Nihayetinde 4 yılın sonunda Birinci Dünya Savaşı sona erirken, aralarında Almanya, Avusturya Macaristan İmparatorlukları gibi 650 yıllık geçmişe sahip olan Osmanlı Devleti’ de yıkılarak tarihe karıştı. İttifak Devletleri, İtilaf Devletleri’ne imzalattıkları anlaşmalarla devletlerin ekonomilerini yok etmekle kalmıyor, topraklarını da parçalayarak bölüşmenin peşine düştü. Osmanlı Devleti’nin imzaladığı Serv Anlaşması ile topraklarının İtilaf Devletleri tarafından bölüşülerek ortadan kaldırılmasının önünü açıyordu. Bu haksız kadere boyun eğmeyen Mustafa Kemal ve silah arkadaşlarının başlattığı Milli Kurtuluş Mücadelesi, İtilaf Devletleri’nin hevesini kursağında bıraktı. 1919 Mayıs’ında başlayan Milli Kurtuluş Mücadelesi, 1922 yılının Eylül ayına kadar sürdü ve Mustafa Kemal Atatürk’ün önderliğinde TBMM ve O’nun Kahraman Orduları’nın zaferi ile sonuçlandı. 1920’nin Ağustos ayında İtilaf Devletleri ile Osmanlı Devleti arasında imzalanan sözde Serv Barış Anlaşması; 1923’ün Temmuz’unda Bu kez İtilaf Devletleri ile yeni Türk Devleti, Türkiye’nin imzaladığı Lozan Barış Anlaşması ile sona erdi.

     Lozan Barış Anlaşması’nda yer alan Boğazlar Sözleşmesi ile Çanakkale Boğazı ve İstanbul Boğazı’ndan geçişler düzenleniyordu. Buna göre;

     Savaş zamanı ise Türkiye; Muharip (Savaşan) değilse tarafsızlık haklarını geçişi engelleyecek şekilde kullanamayacağı, Türkiye Muharip (Savaşan) ise; tarafsız devletlerin ticaret gemileri düşmana yardım götürmüyorlarsa geçebileceği; savaştığı devletin gemilerine karşı Türkiye’nin her türlü hakkını kullanabileceği belirtiliyordu. Yine aynı sözleşmeye göre Boğazlarda belirli bölge silahlandırılıyor ve sözleşme düzenine uyulmasını başkanı bir Türk olan Boğazlar Komisyonu tarafından denetlenmesini öngörmekteydi. Birinci Dünya Savaşı’ndan çıkan savaşın tarafları yeni bir dünya savaşına yol açmamak adına Boğazların silahsızlandırılması ve yönetimini komisyona havale ediyordu.

     Geçiş sürecinde öncelikle yabancı devletlerin savaş gemilerini İstanbul başta olmak üzere Çanakkale’den Marmara’dan uzaklaştırma amacında olan yeni Türkiye Devleti’nin Kurucu İradesi Boğazlar Sorununun çözümünü de zamana yayılması siyasetini uyguladı. Nitekim Lozan Barış Anlaşması’nın imzalanmasının ardından 6 Ekim 1923’te İstanbul’un işgali son buldu. İtilaf Devletlerine ait işgal kuvvetleri savaş gemileriyle birlikte İstanbul ve boğazlardan ayrıldı. 1918’de işgal ettikleri gemiler Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün ifade ettiği üzere; Geldikleri gibi gittiler!

     Türkiye Cumhuriyeti’nin Bânisi Mustafa Kemal Atatürk’ün yolunda ilerleyen 16’ncı Türk Devleti önce savaşın yaralarını sararken hızlı bir kalkınma sürecine girdi. Ardından aydınlanma seferberliğine girişirken Lozan’da ileri ki döneme bırakılan sorunlarını birer birer lehine sonuçlanması için diplomasi mücadelesi ortaya koydu.

     20 Temmuz 1936’da İsviçre’nin Montrö şehrinde gerçekleşen ve aralarında Bulgaristan, Romanya, Yunanistan, Yugoslavya, Sovyet Sosyalist Cumhuriyetleri Birliği (SSCB), Japonya, İngiltere ve Türkiye İstanbul, Çanakkale Boğazları’ndaki geçişi düzenleyen Montrö Boğazlar Sözleşmesi’ni imzaladı.

     Montrö Boğazlar Sözleşmesi; Lozan’da kurulan Uluslararası Boğazlar Komisyonu ortadan kaldırıldı. Boğazların kontrolü tamamıyla Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ne terk edildi. Kayıtsız şartsız olarak Türkiye Cumhuriyeti Devleti tahkimat yapma hakkını elde etti. Savaş gemilerinin geçişinin denetimi Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ne verildi.

     Montrö (Boğazlar Sözleşmesi); Atatürk’ün kurduğu Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin Anadolu ve Trakya’nın tüm coğrafyasına tam hakimiyetini bir ifadesidir. (Lozan sonrasına kalan ve Atatürk’ün 1000 yıldır Türk Toprağı olarak nitelediği Hatay Anavatan’a katılması süreci başlamıştır. 1937’de Atatürk’ün direktifleriyle başlayan diplomasi mücadelesi ile Fransa işgalinde kalan Hatay bölgesinin kendi kaderini kendi tayin etme hakkı “Pilebisit” Birleşmiş Milletler tarafından kabul edildi. 2 Eylül 1938’de eski İskenderun Sancağı’nda yer alan Türker tarafından Hatay Cumhuriyeti Devleti ilan edildi. Başkentini Antakya olarak belirleyen ve kurucu devlet başkanlığını Tayfun Sökmen üstlendi. Hatay Cumhuriyeti Devleti, 29 Haziran 1939 yılında kendi parlamentosunda aldığı karar ile Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ne katıldı.)    

     

     26 Ağustos, 9 Eylül, Lozan, Cumhuriyet, Montrö; Habere girişimizden itibaren özetlemeye çalıştığımız kelime anlamlarının ötesinde Modern Türkiye’nin kuruluşunda ve ilerleyişinde şüphesiz ayrı bir anlama ve öneme sahiptir. 2022’nin bahar aylarında, bilgi dağarcığımızı tazelemek ve yeni kuşaklara aktarabilmek Atatürk Türkiye’si için çok önemli.

 

     Bu bilincin ortaya konulması adına İzmir’i yönetenler bu simge tarihleri şehrin en önemli sembol alanında yaşatmak gerektiği konusunda hemfikir olmuşlardır.

 

     Modern Türkiye’nin kuruluşu ve yakın cumhuriyet döneminde başlattığı kalkınma mücadelesinde İzmir İktisat Kongresi’nin toplanması ekonomide verilecek mücadelenin de bir yol haritasıydı. İlki 17 Şubat 1923’te toplanan 1.İzmir İktisat Kongresi’nde Misak-ı İktisadi Esasları görüşülerek kabul edildi. Kabul edilen esaslar bugün içinde önemini hala korumaktadır;

     1-) Hammaddesi yurt içinde yetişen veya yetiştirilebilen sanayi dalları kurulması gerekmektedir.

     2-) El işçiliğinden ve küçük imalattan süratle fabrikaya veya büyük işletmeye geçilmelidir.

     3-) Devlet yavaş yavaş iktisadi görüşleri de olan bir organ haline gelmeli ve özel sektörler tarafından kurulamayan teşebbüsler devletçe ele alınmalıdır.

     4-) Özel teşebbüslere kredi sağlayacak bir Devlet Bankası kurulmalıdır.

     5-) Dış rekabete dayanabilmek için sanayinin toplu ve bütün olarak kurulması gerekir.

     6-) Yabancıların kurdukları tekellerden kaçınılmalıdır.

     7-) Sanayinin teşviki ve milli bankaların kurulması sağlanmalıdır.

     8-) Demiryolu inşaat programına bağlanmalıdır.

     9-) İş erbabına amele değil, işçi denmelidir.

     10-) Sendika hakkı tanınmalıdır.

 

     Ekonomisini de tıpkı Milli Mücadele’de olduğu üzere katılımcı bir anlayışla ele alan genç Türkiye Cumhuriyeti, 1929’da dünyayı etkisi altına alan büyük ekonomi burhana rağmen kalkınma hamlelerini gerçekleştirmeyi başarabilmiştir.

 

     Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu Atatürk’ün İzmir için söylediği “Bu şehirde Fuarlar kurunuz” direktifi ile hareket eden Cumhuriyet Hükümeti 4 Eylül 1927 yılında “9 Eylül Mahalli Sergisi” adı altında ulusal bir fuar kurulur. Bir yıl sonra 1928’de Uluslararası sergiye dönüşür ve 9 ülke, 155’i yabancı olmak üzere 515 yerli firma sergiye katılır.

 

     Uluslararası İzmir Fuarı’nı günümüze taşıyacak Kültürpark’ın oluşumu ise 1936 yılında başlayacaktır. Ülkelerin kurucu babaları olduğu gibi kentlerinde kurucu babaları vardır. Modern İzmir kentinin kurucu babası ise Dr.Behçet Uz’dur. Aslen Denizli Buldan doğumlu olan Behçet Uz liseyi İzmir’de okuduktan sonra yüksek eğitimini İstanbul Tıp Fakültesi’nde tamamladı. Öğrenimini savaş yıllarında tamamladı. Serbest çalışmak için İzmir’e gelen Dr.Behçet Uz bir yandan mesleğini icra ederken, diğer bir yandan da 1922 yılında 17 arkadaşıyla kurduğu Veremle Mücadele Cemiyeti’ni ile halk sağlığına verdiği önem ve sosyal girişimleriyle şehirde dikkat çekti. 1931 yılında İzmir Belediye Reisi olarak seçilen Dr.Behçet Uz dönemin Valisi Kazım Dirik ile birlikte İzmir’in gelişimine büyük katkı sağlamıştır. İzmirli gazeteci Suad Yurdkoru’nun 1933 yılında ziyaret ettiği Rusya’daki Gorki Parkı’ndan çok etkilenmiştir. Gezi izlenimlerini Belediye Başkanı Behçet Uz’la paylaşmıştı. Söz konusu parkı incelemek üzere Rusya’ya gezi düzenleyen Başkan Uz benzerini İzmir Yangın alanında uygulanması düşüncesini geliştirir. Yangın alanı üzerine adı Kültürpark olacak olan projesini belediye meclisinden geçirerek 1 Ocak 1936 yılında yapımına başlar.

     1 Eylül 1936 yılında Kültürpak Asrıulusal İzmir Fuarı ile birlikte açılır. Uluslararası İzmir Fuarı’nın 91 Yıldır değişmez adresi olan Kültürpark kent ve ülke ekonomisine yaptığı katkının yanı sıra sosyal yaşamın geliştirilmesinde önemli paya sahiptir.

     Bu özelliklerinin yanı sıra Kültürpark’a giriş yapılan 5 kapının adları Modern Türkiye’nin yol haritasını ve varoluş adımlarını da simgeleyen bir özelliğe sahiptir.

     1 Eylül 1936 açılan Kültürpark’ın Lozan Kapısı, anıtı ile birlikte bir çok işlem İzmir Belediyesi İmar Şube Şefi mimar Mesut Özok tarafından gerçekleştirilir. Montrö Kapısı’nın mimarı ise Kemal As’tır. 9 Eylül kapısı tararımı ise İzmir Belediyesi mimarlarından Ferruh Örel’e aittir.

 

     Bugün İzmir Kent Merkezi’nin ortasında adeta yeşil vaha gibi kalan Kültürpark’ın Kapıları birçok yolu diğerine bağlayan kavşak noktalarıdır. Tıpkı ülkelerin tarihi gibi…(Türker Küpcük)

 

    

    

 

       

   

Henüz Yorum Yapılmamış. İlk Yorumu Siz Yapmak İstermisiniz ?


Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
28/06/2022 , 12:48:40
YAŞAM ve MAGAZİN
27/06/2022 , 11:28:04
YAŞAM ve MAGAZİN
27/06/2022 , 11:22:49
YAŞAM ve MAGAZİN
25/06/2022 , 14:23:24
YAŞAM ve MAGAZİN
25/06/2022 , 12:42:49
KÜLTÜR ve SANAT
24/06/2022 , 11:35:49
GÜNDEM
 
Köşe Yazarları
Bütçede, müşavirler dışarıda, liyakat ise boşta kaldı...
Bir süre önce vefat eden Gaziemir’in müzik insanı Nusret Taşçı’nın anısına ...
Köşe Yazarları
1965 yılında İzmir doğdu. İlköğrenimini İnkılap ve Eşrefpaşa Ömer Lütfü Aka...
1973 yılında Turgutlu’da doğdu. İlköğrenimini Turgutlu’da ,orta ve lise öğr...
1972 yılında İzmir de doğdu.İlk ,orta ,lise ve üniversite eğitimini İzmir d...
Editörün Seçtikleri
Bütçede, müşavirler dışarıda, liyakat ise boşta kaldı...
Bir süre önce vefat eden Gaziemir’in müzik insanı Nusret Taşçı’nın anısına ...
Gaziemir'den Tüm Dünyaya Yerel Haberler. Bizi Aşağıdaki Sosyal Medya Hesaplarından Takip Edebilirsiniz.
Bizi Takip Edin