28 Mart 2017 Salı

Muhalefetin yanlışı...

28 Kasım 2012, 21:38
Muhalefetin yanlışı...
Türker Küpcük
Başbakan ve Ak Parti Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın tıpkı bundan önceki iktidar sahipleri gibi bir yönetim taktiği var; önce dikkatleri başka yöne çekip ardından uygulamak istediği ana düşünceyi hayata geçirmek için en avantajlı konumu elde etmek!
Strateji bu kadar açık ve net. 
Hal böyle iken en olmaz şeyleri bile kâle alıp O'na cevap yetiştirmek ve gündem değiştirme gayretlerine destek vermek gibi muhalefet liderlerinin düştükleri ve tekrar ettikleri yanlış tuhaf bir durum var.
Erdoğan'ın ve parti üst düzey isimlerinin bir birinden tezat sözleri ve eylemlerine CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu ve ekibinin sürekli cevap yetiştiriyor olması gösterilen muhalefet tavrını da değersizleştiriyor. MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli ise zaten ayrı bir alem. Bahçeli metin yazmadan ettiği bir söz yok desek abartmış sayılmayız. Zik zak, çelişkili açıklamalar konusunda üç liderinde bir birinde farkı yok.
Erdoğan'ın gündem değiştirme stratejisini yakın tarihi geçmişte en iyi eski başbakanlardan rahmetli Turgut Özal uyguluyordu. Erdoğan'ın Özal'dan görerek öğrendiği bu strateji bu dönemde de iş yapıyor.
Özal ilk kez parti lideri olarak çıktığı (o tarihlerde "netekim" askeri darbeden sonra partilerin kapatılıp örgütlerinin darmadağın edildiği yerine konsey üyelerinin onayı ile kurulan yeni siyasi partilerin katıldığı TRT'de açık oturumlar olurdu...) tv'de açık oturumda yeni kaynak yaratmak ve otoyollar yapmak için "İstanbul Boğaz Köprüsü'nü satacağım" demişti. 
Özal darbeden önce Erbakan'ın Milli Selamet Partisi'nden İzmir'den milletvekili olan ancak (tıpkı bugünlerde olduğu gibi) mücbir sebepler nedeniyle seçilememişti. Devlet Planlama Teşkilatı'nda üst düzey görevler alan ve 1978'lerdeki Adalet Partisi (AP)' nin iktidar olduğu ve Süleyman Demirel'in başbakan olduğu hükümetin en gözde bürokratları arasındaydı. Öylesine ki dünyanın içinde bulunduğu petrol krizi ve buna bağlı yaşanan ekonomik sıkıntılar Türkiye ekonomisini darboğaza sokmuştu. Akaryakıt istasyonlarının önünde her gün kilometrelerce kuyruklar oluyor ve hem muhalefet hem de basın konuyu gündeme taşıyıp hükümeti eleştiriyordu. Demirel'in bu haklı eleştirilere cevabı ise ayrı bir haklı çaresizliği de ortaya koyuyordu; "Benzin vardı da biz mi içtik!"
İşte bu duruma çare bulmak isteyen Demirel Hükümeti ve o tarihte Maliye Bakanı olan İsmet Sezgin DPT'nin başına Özal'ı getirdi. Özal ve ekibi alınması gereken ekonomik önlemleri hazırlamış ve sunmuştu. Demirel demokratik düzende uygulanabilecek kısımları kabul etmiş, ücretlerin dondurulması, sendikaların ellerinden grev yapma haklarının elinden alınması gibi demokratik rejimde hayata geçmesi zor önerileri tadil ederek 24 Ocak 1979 kararları yürürlüğe koymuştu. Demirel bu kararları uygulamak için "Bana 100 gün verin. Ülkeyi güllük gülistanlık edeyim" diyerek kamuoyundan ve vatandaşlardan destek istemişti. Aradan 100 gün geçmesine rağmen ekonomide gözle görülür bir düzelme olmamıştı, kuyruklar, yokluklar aynen devam ediyordu. Demirel'i sıkıştıran basın mensupları soruyordu; "Sayın Demirel, vaat ettiğiniz 100 gün bitti. Hiç bir şey fazla değişmedi, ne diyorsunuz" şeklinde sorulara Başbakan'ın cevabı ise yine gayet basitti; "Allah’ın başka 100 günü mü yok"
Allah'ın 100 günü çok ancak Türkiye demokrasisinin yaşaması için çok az yüz günü kalmıştı. Askerler 12 Eylül 1980'de darbe yapmış ve demokrasiyi ve demokratik tüm kurumları kapatıp ve dağıttı, mensuplarını da mahkemelerde yargılayarak(!) hapse atıldı.
Evren kendini devlet başkanı yanındakileri de kısa adı MGK olan Milli Güvenlik Konseyi Üyeleri olarak atadı. Meclis dağıtıldığından tüm yasalar ve yönetmelikleri MGK çıkarıyor ve uygulatıyordu. Evren ve MGK üyeleri Başbakanlığa Oramiral Bülent Ulusu' yu getirdi. Ulusu kabinesine Demirel'in DPT Başkanı Özal'ı da aldı ve Başbakan Yardımcısı yaptı. 24 Ocak kararlarının demokrasilerde uygulanması mümkün olmayan kısımları da uygulamaya konuldu. Tüm sendikalar "anarşist ve bölücü bunlar" diyerek kapatıldı. Ortada sendika kalmayınca grevlerde otomatik olarak ortadan kalktı. Kamu ve özel sektörde çalışanların ücretleri 2 yıl boyunca donduruldu. Askeri emir dinlemeyen ekonomide gizli develüasyonlar bir birini izledi. Türk Lirası değer kaybetti. Döviz alımı-satımı yasaklandı. 
Bu işi daha fazla sürdüremeyeceklerini anlayan darbeciler önce 1982 anayasa ile tüm bireysel hak ve özgürlükleri sınırladı. Konsey üyelerine aldıkları kararlar nedeniyle yargılanamayacakları anayasal düzenleme ile güvence altına alındı. (Şimdi Evren ve Tahsinkaya' nın yargılanmasının hiç bir hukuki değeri zaman aşımı nedeniyle değeri yok. Evren'in "Ben yeni bir devlet kurdum. İhtilal yaptım. Gücünü benim yaptığım anayasadan alanlar beni yargılayamazlar" ironi ama doğru bir tespit. Evet Evren ve arkadaşları cebren ve hile ile yine halkın oylarıyla kabul edilmiş 1961 Anayasal düzenini ortadan kaldırdı. Burada yargılanma olacaksa yürürlükteki 1982 anayasası ile değil 1961 anayasası ile yapılması tarihi bir düzeltme olacaktı...) Kenan Evren hazırlattığı 1982 anayasasını halk oylamasına koyarken geçici bir madde ile kendisini de Türkiye Cumhuriyeti'nin 7'nci Cumhurbaşkanı olmasını da koydu. Halkta yüzde 92 oy ile kabul etti. (Etmese ne olacaktı ki. Askerlerin baskı düzeni herkesi nefret ettirmiş ve ürkütmüştü)     
Askerler Kore'de savaşan eski silah arkadaşlarından Turgut Sunalp'e Milliyetçi Demokrasi Partisi'ni (MDP'yi) kurdurdular. Askerler Özal'ın kurduğu Anavatan Partisi (ANAP'a) ve eski İzmir valilerinden Necdet Calp'in kurduğu Halkçı Parti'ye "vize" seçimlere katılabilmesi için verdiler. İsmet İnönü'nün oğlu Erdal İnönü'nün kurduğu Soyal Demokrat Parti'ni (SODEP'e) ve Demirel'in hapisten yönlendirdiği Büyük Türkiye Partisi'ne (BTP'yi) veto ederek seçime girmesini engelledi. Yine hapiste bulunan Ecevit ise solda askerlerin izni ile parti kurulmasına karşı olduğunu yakın çevresine açıklamış ancak darbe ile kapatılan CHP'nin alt kadroları buna itibar etmedi. 
İşte bu atmosferde TRT 1'de açık oturum yapıldı. Açık oturuma askerlerin desteklediği Sunalp, Özal ve Calp katıldı. Sunalp kekelerken Özal ve Calp aralarında meydana gelen tartışmalar ile açık oturumu alıp götürmüştü. Özal program sunusunun "vaatlerinizi nasıl hangi kaynakla gerçekleştireceksiniz" sorusuna cevabı fitili ateşlenmiş bomba gibiydi "İstanbul Boğaz Köprüsü'nü satacağım". Calp ise bu yaklaşıma "Hayır efendim devletin milletin malını satamazsınız" diyerek tansiyonu yüksek sesle cevap verdi. Bir ara gözünde bir seyirme oldu. Tv'den onu izleyenler "tamam bu Ecevit'in adamı, O'nun da tik'i vardı" Özal ise sakin bir ses tonuyla ısrar ediyordu "Satarım, satarım, bal gibi satarım", Calp durur mu "Hayır satamazsınız, sattırmam efendim, sattırmam!" Sunalp ise tartışmaya girmeye cesaret edemiyordu.
Oysa ortada satılacak bir şey yoktu. Özal satarım sözünü etmesine etmişi ve bu çıkış onu seçimlerde tek başına hükümet yaptı (Calp ise ana muhalefet lideri oldu). Başbakan Özal İstanbul Boğaz Köprüsü'nü satmak yerine karını hisse senetleriyle vatandaşa satmıştı. "Fırıldak Osman" efsanesi geri dönmüştü. "Her gün binlerce araç geçiyor acayip kazanacağız" diyen vatandaşlar boğaz köprüsü kar hisseleri kapanın elinde kalmıştı (gerçi bundan zengin olan pek görülmedi. Devlet tam hisse karı dağıtıyorken, hükümet yeni hisse kağıtları basıyor ve daha fazla kar vaat ediyordu. Hisselerin adı değişirken vatandaşın sözde edeceği kar ana parasıyla hazinenin kasasında kalıyordu)
Özal gündem her sıkıştığı noktadan sıyrılmak için yeni yeni gündemler ortaya atıyordu. Bir gün Türk-Kürt Federasyonu'ndan söz ediyor ve muhalefetin tartışmaya çekiyor bir başka gün başkanlık sistemi, bir başka gün alakasız konuları gündeme taşıyor muhalefette O'na laf yetiştirmeye çalışıyordu...
Şimdi aradan geçen onca yıllara rağmen Türkiye'de siyasi davranış biçimi hiç değişmedi.
"Hürrem Sultan" ile düşünceler, kürtaj, BDP'lilerin dokunulmazlıklarını tartışmaya açılması, idam cezası falan filan...
Devamlılığı olmayacak bir çok konu gündeme atılıyor ve muhalefette peşinden laf yetiştirmeye çalışıyor.
"Atı alan bu arada Üsküdar'ı geçiyor"
Muhalefet iktidarın gündemini kamuoyunda güncel halde tutmak yerine kendi gündemini dile getirip ısrarla ve tutarlı bir şekilde dile getirmek durumunda...
Muhalefet içine düştüğü "öğrenilmiş çaresizlik" durumundan artık kutulmak zorunda...
 

Bu içeriğe yorum yapan ilk siz olun!

  • Ad Soyad:

  • Yorum:

  •  

    @name x

  • UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. Ayrıca suç teşkil edecek hakaret içerikli yorumlar hakkında muhatapları tarafından dava açılabilmektedir.
    HAVA DURUMU
    Görüntülemek istediğiniz ili seçiniz:
    ARŞİV