25 Nisan 2017 Salı

GAZİEMİR'İN REFERANDUM ANALİZİ...

"PARLAMENTER SİSTEM İSTİKRARSIZLIK GETİRİYOR" MU?

15 Şubat 2017, 22:42
Türker Küpcük
"PARLAMENTER SİSTEM İSTİKRARSIZLIK GETİRİYOR" MU?

Mevcut sistemin bir başka yeni bir sistemle değiştirilmesi istenildiği noktada yakın siyasi tarihimize bakmak yararlı olacaktır.

Malum 16 Nisan'da referanduma gidiyoruz. TBMM'den geçen ancak doğrudan kabul sayısına ulaşamadığı için halka sorulacak olan anayasanın 18 maddelik bölümünün değişip değişmeyeceği belli olacak. Halkımız mevcut değişikliklere Evet yada Hayır diyerek görüşünü sandıkta beyan edecek. 

Görülen o ki katı particiliğin dışında hareket etmek, tercih ortaya koymak isteyen milyonlarca seçmen var ve onların kararları referandumun sonucunda etkili olacak. Evet tercihini kullanacak olanlarda Hayır tercihini kullanacak olanlar saygıdeğer kalmaya devam edecektir. Halkımızın sağduyusu ve hassas terazisinin doğru tartacağından kimsenin şüphesi olmaması gerekir.

Ülkemiz, Cumhuriyet ilanıyla birlikte hakimiyetin kayıtsız şartsız vücuda geldiği Türkiye Büyük Millet Meclisi ve onun kendi içinden kurulan hükümetler tarafından yönetilmektedir. Hükümet, o dönemin birinci gelen partisinin genel başkanın başbakan olduğu ve seçilen milletvekili içerisinden belirlediği  bakanlar kurulu eliyle Türkiye Cumhuriyeti Devleti yönetilir. (Bazen istisna milletvekili olmayan isimlerde atanarak bakan olabilmiştir. Ancak başbakan olmak için milletvekili seçilmiş olma şartı vardır)

Cumhurbaşkanının hükümet kurmak üzere tayin ettiği milletvekili bakanlar kurulunu (kabinesini/hükümetini) oluşturduktan sonra cumhurbaşkanı onayına sunar. (Cumhurbaşkanı teamüller gereği genellikle birinci gelen partinin genel başkanı yada o kuramamışsa ana muhalefet partisi genel başkanı yada bir muhalefet partisinin genel başkanına başbakan olarak hükümeti kurma görevi verir..) 

Cumhurbaşkanı onayı ile birlikte bakanlar kulunu oluşturan başbakanın kurduğu hükümet TBMM'de güvenoyu alarak görevine başlar. Hükümetin meclis genel kurulunda üye sayısının yarısının bir fazla oyunu alamaması halinde (güvenoyu alamamışsa) başbakan görevini cumhurbaşkanına iade eder. (Başbakan ve kabinesi yeni hükümet kuruluncaya kadar görvine devam eder). Cumhurbaşkanı bir başka genel başkanı hükümeti kurmakla görevlendirir. Görevi alan kişi 45 gün içerisinde cumhurbaşkanın onayına götürecek bakanlar kurulunu (hükümeti) oluşturamadığı halde cumhurbaşkanı TBMM'nin yenilenmesi için ülkeyi erken seçime götürür.

Cumhurbaşkanı, partili olarak seçilse bile görevi gereği tarafsızlık yemini ettiğinden ve anayasal olarak partisiyle ilişiği kesilmiştir.

Bu yeni görev vasfıyla seçilen cumhurbaşkanı parlamenter sistemde denge ve denetim mekanizmasında önemli bir noktadır. 

Hükümetin ve meclisin çıkardığı kanunları, hatalı veya anayasaya aykırılık içerebileceği şüphesi olduğuna kanaat getirirse 'bir daha görüşülmek üzere'  meclise geri yollayabilir. Meclisin ilgili yasada ısrar etmesi durumunda ise onaylar ancak, anayasadan gelen yetkisini de kullanarak iptali için Anayasa Mahkemesi'ne (AYM'ye) başvurabilir. AYM cumhurbaşkanın iptal başvurusunu görüşür ve son kararını verir.  

Cumhurbaşkanı bunun yanında TBMM'de kabul edilen anayasa değişikliklerini referanduma götürebilir. 

BAŞKANLIK SİSTEMİ YADA CUMHURBAŞKANLIĞI SİSTEMİ NE ÖNERİLİYOR?!

Parlamenter sistemin çalışma şeklini ve parlamenter sistemde cumhurbaşkanının görevlerini kısaca özetlemeye çalıştım. 

Şimdi yeni önerilen başkanlık/cumhurbaşkanı sistemine de kısaca değinmek istiyorum.

16 Nisan'da referanduma sunulacak, cumhurbaşkanı sistemde ise özetle şu değişiklikler öneriliyor;  
Artık Türkiye'yi TBMM'de çıkan hükümetler yerine doğrudan cumhurbaşkanının kuracağı hükümet tarafından ülke yönetilecektir. Cumhurbaşkanının oluşturduğu kabinede (hükümette) görev alacak kişiler milletvekili olmayacaktır. Atanan isimlerin TBMM'nin onaylanması söz konusu değildir. TBMM cumhurbaşkanını kuracağı hükümete güvenoyu verme, yada vermeme gibi bir yetkisi yoktur.

Anayasal değişiklikte öngörülen denge-denetim mekanizmaları ve ona bağlı çok sayıda madde vardır. Bu maddeler kamuoyunda tartışılmaya devam etmektedir. 

Şimdilik bu konuları bir kenarda tutarak asıl bir başka konu hakkında saptamalarımı sizlerle paylaşmak istiyorum.

Cumhurbaşkanı sisteminin gerekliliğini ortaya koyanlar, bunun yönetimde istikrar için şart olduğunu savunmaktadırlar. Yönetimde istikrar için de ülkenin tek başına hükümetler tarafından yönetilmesinin önemli olduğunu ifade etmektedirler. Bu görüşe göre 'parlamenter sistemde koalisyon hükümetleri de kurulmakta, bu durum ülke yönetimini güçsüzleştirmektedir.'

Peki bugüne kadar uygulanan parlamenter sistemle bugünlere kadar nasıl gelindi?! 

Öyle ya Türkiye 1946 yılından itibaren (1960-61 ve 1980-83 askeri darbeleri hariç) parlamenter sistem ile yönetildi. Yapılan seçimler sonrasında Türkiye'yi tek başına kurulan hükümetler ne kadar yönetti. Koalisyon hükümetleri ne kadar yıl iktidarda kaldı?! 

Gelin öyle çok uzaklara değil yakın tarihe bakarak bunu cevabını birlikte bulalım. (1960 ve 1980 darbelerinde ayrı ayrı bakmakta yarar vardır. Bu tarihler cumhuriyet ve demokrasi tarihimiz adına her biri ayrı ele almak gerekir. Ortak özellikleri her ikisi de askeri darbedir. Her ikisi de demokrasiye son vermiştir ve mevcut partileri kapatmıştır. Ve her ikisi de kendi anayasalarını yapmıştır.) 

1980 Askeri darbe sonrasında askerler ülkeyi Milli Güvenlik Konseyi kararlarıyla yönetmiştir. Tüm partiler kapatılmış liderleri ve üst düzey yöneticileri siyasetten uzaklaştırılmış ve hapishanelere atılmıştır. Askeri darbeciler kendi güvenliklerini sağlama almak ve ileride yargılanmalarının önünü kesmek için kendi istekleri ve öngörüleri doğrultusunda Prof Dr. Orhan Aldıkaçtı'ya 1982 Anayasa'sını hazırlattlılar. 1982 yılında yeni anayasa referanduma sunulmuş ve aldığı yüzde 92 oy ile yürürlüğe girmiştir. (Günümüze kadar söz konusu anayasanın yaklaşık yüzde 80 civarında bölüm değişime uğramıştır.) Bu kabul edilen anayasa ile darbeci general otomatikman ülkenin 7.Cumhurbaşkanı olmuştur. 

Darbeci askerlerden oluşan eski milli güvenlik konseyi yeni anayasa ile birlikte adını Milli Güvenlik Kurulu (MGK) olarak güncelledi. MGK 1983 yılının Kasım ayında yapılacak seçimler için üç partinin kurulmasına müsaade etti. 

Bunlardan ilki askerin direktifiyle kurulan eski general Turgut Sunalp'in genel başkan olduğu Milliyetçi Demokrasi Partisi (MDP) , 1980 öncesi Devlet Planlama Teşkilatı (DPT) Müsteşarı ve darbe sonrası hükümette başbakan yardımcısı olarak görev yapan Turgut Özal'ın kurduğu Anavatan Partisi (ANAP) ve 80 öncesi İzmir Valisi olarak görev yapmış Necdet Calp'in kurduğu Halkçı Parti (HP) dir. Bu seçimleri biraz ayrıntılı anlatmamızın önemi şundandır; Askerler ve anayasayı yüzde 92 gibi oyla kabul ettirerek kendini doğrudan cumhurbaşkanı seçtiren Kenan Evren seçimlerde eski arkadaşı Turgut Sunalp'in MDP'sini desteklediğini ifade ediyordu. Seçimden bir gün önce yaptığı konuşmada Turgut Sunalp'e ve MDP'ye oy verilmemesi durumunda ülkenin eski günlere dönerek kaosa gidebileceğini ima etmişti. Evren'in anlayamadığı nokta şuydu. Eskiden olduğu gibi darbeciler demokrasi ve sandığın önüne konulmasıyla birlikte yok olmaya mahkumdu. 'Bir an önce sandık gelsin' denilerek anayasaya ekseriyetle 'evet' denilmiş olması, Onların işaret edeceği partilerin ülkeyi yönetecek olmalarını sağlamıyordu. Cumhurbaşkanı Evren ve darbeci arkadaşlarının oy verilmesini istediği MDP'nin aksine, seçmenler tek başına çoğunlukla ANAP'ı iktidara, HP'yi de ana muhalefet görevine taşırken MDP'yi ise mecliste küçük, buçuk parti haline getirmişti!..

1983 yılıyla birlikte yeniden uygulanmaya başlanan parlamenter sistemde yapılan seçimlerde seçmen büyük bir oranda (mecliste çoğunluğu elinde bulunduran tek partilerin hükümeti) tek başına iktidarları işbaşına getirdi. Özal bu yeni dönemin ilk tek başına iktidar sürecini başlatan lider olarak tarihteki yerini aldı.  

1983 yılından günümüze geçen 31 yıllık süre içerisinde, 23 yıl Türkiye Cumhuriyeti Devleti'ne TBMM'de sayısal çoğunluğu elinde tutan (tek başına iktidar) partilerince yönetildi.

Parlamenter sistemin bu dönemi içerisinde 1983-1991 arası 8 yıl ANAP, 2002-2017 arasında 15 yıl boyunca Adalet ve Kalkınma Partisi(Ak Part)'nin kurdukları tek başına iktidarlar ülkeyi yönetti. (Ve yönetilmeye devam ediyor.) 

ANAP'ın tek başına iktidar olduğu dönemlerde partinin kurucusu Turgut Özal (Turgut Özal'ın 1989 yılında 8.Cumhurbaşkanı seçilmesi sonrasında) Yıldırım Akbulut ve Mesut Yılmaz Başbakan olarak hizmet etti. 

Ak Parti'nin tek başına iktidar olduğu dönemde önce partinin kurcuları arasında yer alan Abdullah Gül, daha sonra partinin kurucusu ve ilk genel başkanı Recep Tayyip Erdoğan Başbakan olarak hizmet verdi. Recep Tayyip Erdoğan 2014 Ağustos ayında cumhurbaşkanı seçilmesinin ardından başbakanlık görevini Ahmet Davutoğlu'na devretti. Ahmet Davutoğlu 2014-2015 yılları arasında görev yaptıktan sonra bu görevini partinin yeni genel başkanı seçilen Binali Yıldırım'a devretti.

Yakın tarihimizin son 31 yılında 23 yıl tek başına iktidarlar hükmettiği dönemlerden arta kalan 8 yıllık sürede koalisyon hükümetleri ülke yönetiminde söz sahibi oldu.(*I)

Türkiye'de koalisyon hükümetleri, genel olarak, uzun yıllar ülkede tek başına iktidar olan partilerde yaşanan iç çekişme, iktidar yorgunluğu olarak yorumlanan yanlışların içine girmesinin ardından kurulmuştur. Tek parti iktidarları mecliste sayısal çoğunluğu elinde bulundurmuş olmasına karşın, uyguladığı politikaların seçmen genelinde olumsuz karşılanması sonucu yaşadıkları güç kaybı sonrasında iktidarlarını seçmenin tercihleri sonrasında koalisyona bırakmışlardır.

Yakın siyasi tarihimiz incelendiğinde parlamenter sistem içerisinde yapılan seçimlerde Türk Halkı genel olarak tek başına iktidarlar çıkarabilmiştir. 

Ülkemizin yaşadığı süreçler incelendiğinde “parlamenter sistem koalisyonlar üretiyor bu durumda ülke yönetimde istikrarsızlığa yol açıyor” ifadesinin çok doğru bir saptama olmadığı gerçeğinş ortaya koymaktadır. 

Parlamenter sistem ile yeni önerilen cumhurbaşkanı sistemini bu yönden karşılaştırılması pek mümkün görünmemektedir...

________________________________________________
*I) Turgut Özal iki kez üst üste yapılan seçimlerde en yüksek oyu alması, bu sayısal üstünlükle birlikte TBMM'de salt çoğunluğun çok üzerinde milletvekili sayısına erişmiş ve ülkede tek başına iktidara gelmişti. 

Özal'ın cumhurbaşkanı Evren'in görev süresini tamamlamasının ardından Cumhurbaşkanı adayı olması ve seçimi kazanması sonrası başbakanlığı önce Yıldırım Akbulut'a, Akbulut'un da Mesut Yılmaz'a bırakmasıyla birlikte ANAP'ın seçmen tabanını hızla kaybetmesine yol açtı. 

İşte bu noktada ülke seçmenin çoğunluğu 1991 seçimlerinde Ak Parti'yi ikinci parti konumuna getirdi. Süleyman Demirel'in başında bulunduğu parti Doğru Yol Partisi'ni (DYP)'yi birinci parti yaptı. DYP mecliste salt çoğunluğa ulaşamadığından, Erdal İnönü'nün lider olduğu Sosyal Demokrat Halkçı Parti (SHP) ile koalisyon hükümeti kurdu. DYP-SHP koalisyon hükümeti (1992 yılında cumhurbaşkanı Özal'ın vefatı sonrasında yerine Demirel'in cumhurbaşkanı seçilmesiyle birlikte yaşanan genel başkan değişimleri nedeniyle başbakanlar değişime uğramışta olsa) 1995 yılına kadar devam etti. 

1995 yılında yapılan seçimlerde seçmen çoğunluğu iktidardaki DYP'yi ikinci parti konumuna getirdi. Bu seçimden Necmettin Erbakan'ın liderliğini yaptığı Refah Partisi (RP) birinci parti olarak çıktı. RP'nin TBMM'deki sandalye sayısı iktidar olmaya yetmediğinden, ikinci parti olan DYP, ANAP ile koalisyon kurdu. Bu koalisyon DYP'li bir bakanın meclis tarafından RP'nin verdiği gensoruyla düşürülmesinin ardından yeni kurulan RP- DYP koalisyonu bir yıl iktidarda kaldı. 

Erbakan'nın başbakanlıktan istifasının ardından 1997 yılında yeni hükümeti Anavatan Partisi, liderliğini Bülent Ecevit'in üstlendiği Demokratik Sol Parti (DSP) koalisyon hükümeti (1997-1999) iki yıl boyunca yönetti. 

1999 seçimlerinde seçmenin birinci tercihi bu kez DSP oldu. DSP seçimlerde elde ettiği milletvekili sayısı tek başına hükümet olmaya yetmediğinden ANAP-MHP ile birlikte üçlü koalisyon hükümeti ülkeyi 1999 yılından 2002 yılına kadar yönetti.

YORUM YAZ

  • Ad Soyad:

  • Yorum:

  •  

    @name x

  • UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. Ayrıca suç teşkil edecek hakaret içerikli yorumlar hakkında muhatapları tarafından dava açılabilmektedir.

      Yorumlar
      Toplam 1 yorum mevcut

    • VAROL ZENGİNOBUZ 2 ay önce yorumlandı

      parlamenter sistem yürütme organının yasama organının denetiminde olduğu demokratik bir yönetim sistemidir.veya halkın oylarıyla seçilen temsilcilerin ( milletvekili ) bir meclis çatısı altında, yasama haklarını kullandıkları sistem.
      parlamenter sistem kutuplaşmaya yol açmaz
      başkanlık sisteminde kazanan herşeyi kazanmakta kaybedende herşeyi kaybetmektedir.
      bu nedenle kaybendenlerin sistemden dışlandığı ve kutuplaşmaya yol açtığı düşünülmektedir fakat parlamenter sistemde böyle bir durum söz konusu değildir kaybedenler meclisde temsil edilir ana muhalefet yada diğer muhalefet partileri olmak üzere yasama faaliyetlerinde yer alır gerektiği zamanlarda da hükümeti denetler dolaysıyla kaybedenlerin sistemden dışlanması düşünülenemez.
      parlâmenter sistemlerde devlet başkanının ilımlılaştırıcı ve uzlaştırıcı bir etkisi vardır.
      sn.editör sizi kutluyor,ve bizlere bu yazıları yazma olanağı verdiğiniz için teşekkür ediyorum.başarılı basın haberciliğiniz hayır lı olsun.

    HAVA DURUMU
    Görüntülemek istediğiniz ili seçiniz:
    ARŞİV